gitmek gibi gitmek
ve sönüp sönmediğini
kontrol etmek için
dönüp
yerdeki izmaritine baktığında,
bir kentin gidişine
tanık oldu..
bir diğerinin ise
gelişine..
gitmekle kalmak arasında
çok da bir
fark olmadığını
anladığı andı
o an.
ve o an,
diğerlerini düşündü..
diğer gidenleri..
kaçıp gidenleri,
istemeden gidenleri,
sevinçle gidenleri,
bir gece
kimseye hissettirmeden gidenleri,
ya da gitmek için inatla
sabahı bekleyenleri..
belki dönmek umuduyla
belki de
bir daha geri
dönmemek üzere gidenleri..
ya da “sadece”
ve “öylece”
gidiverenleri..
bunların arasından
kendisini nereye yerleştireceğini
bilemedi..
sanki hepsiydi
ve aynı zamanda
hiçbiri..
belki de onun için gitmek
ne bir hareket,
ne de bir ivmeydi..
belki sadece bir tepkiydi gitmek,
belki de kalmaya karşı
ağır bir hakaretti.
idi..
bilmiyordu..
sadece gittiğini biliyordu..
cebinde birkaç bozukluk,
paketinde birkaç sigara
ve içinde
siktirolup gidişin
o tatlı hatırasıyla..
kısaca,
gitmek gibi
gidiyordu işte..
belki bir kahraman,
belki de basit bir
figüran edasıyla..
Ü.A.
nasıl marka olunur??
bir partide cok sahane bir kiz gördünüz diyelim. hemen yanina gidip:
“harika sevisirim!” derseniz;
bu dogrudan pazarlamadir (direct marketing)
-arkadas grubunuzla partide takilirken arkadaslarinizdan biri kiza gidip sizi gösterip:
“su cocuk var ya harika sevisir.” derse;
bu reklamdir
-partide sahane bir kiz gördünüz. yanina gidip telefon numarasini aldiniz. ertesi gün kizi arayip dediniz ki:
“merhaba harika sevisirim.”;
bu telemarketing’dir.
-partide sahane bir kiz gördünüz. hemen kravatinizi düzeltip ona bir içki koyarsiniz ona kapiyi açarsiniz çantasi duserse hemen davranip yakalar kendisine verirsiniz. dolasmayi teklif edersiniz ve dersiniz ki:
“ha bu arada harika sevisirim.”;
bu halkla iliskilerdir.
-partide sahane bir kiz gördünüz. kiz yaniniza geldi ve dedi ki:
“duydum ki harika sevisiyormussun.”
bu marka olmaktir…
Ne hissedeceğini seçemezsin. Ne düşüneceğini seçemezsin. Hiç denedin mi? “Onu düşünmeyeceğim.” dediğinde yapabildin mi? Geldi mi aklına başka bir şey, başka kimse? “Her şey bambaşka olabilirdi.” demeden durabildin mi? Ben duramadım.
Peki hislerini değiştirmeyi denedin mi? Sevgini ortadan kaldırmayı, sevgiden vazgeçmeyi? Peki sevginin yerine başka bir şey koymayı, nefreti mesela? “Ondan nefret ediyorum.” dedin ama gerçekten edebildin mi? Ben edemedim.
Gözlerini kapadığında iyi hissetmedin. Değil mi? Bir şeyleri yok saymak, gözardı etmek işe yaramadı. Üstünü örttüklerin çok çirkin geldi gözüne, sen ne kadar kilitlediysen onları bir odaya, onlar o kadar vurdu kapıya. Kulaklarını tıkadın çığlıkları daha da yükseldi. Engel olamadın işte değil mi? Ben de engel olamadım.
Zaten yapabilseydim, her şey bambaşka olabilirdi.
